Sabahları uyandığın zaman, bedeninde gerilim hisseder insan. Parmak uçları uyuşmuş gibidir, ruhuna doğru yanaşan. Sessizsindir, göz kapakların hala ağır ve uyanmak hala senden uzak. Biraz dalabilsen, ayrıldığın rüyaya geri dönebilme şansın vardır adeta. Ama olmaz ve bilirsin bir sonraki uyku da farklı rüyalara uyuyacağını. Sessizsindir.
Kapının aralandığını fark ettim, içeriye adım adım sen giriyordun. Bakışların üşüdüğünden, yorganıma sığındı aceleyle. Bakışlarının uzandığı bir yataktı uyuyamadığım. Sonsuz ve benim. Kalbimi aradım ve sevindim sende bulduğumda. Yanar döner hal idi meydan okuduğum dünya, küçük bir oyuncak, büyük bir savaş, büyük bir galibiyet. Adımı söyledin; adını sorduğumda. Gülümsedim, gülümsedin. “Bu bizim savaşımız” dedin. “Bu bizim savaşımız” dedim. Gülümsedik…
Gün öğleye varmadan, bütün kaslarına hakimsindir her haliyle. Damarlarının sürüklediği bir yaşamdır artık kanın. Akmasına engel olamazsın, sıcaklığına da; Ölmeden! Ölmeyi istersin, yaşamak daha makuldür uyanık kaldığın zamanlarda. Midenin hakimiyetinde bir mücadele ile dişlediğin yiyecekler gibidir düşüncelerin zihninde. Yeni lezzetlerle hayaller kurmaya başlarsın. Fikirler inşa eder, fikirler yıkarsın; geriye en iyileri kalana değin! Gülümsersin.
Hizan hizam idi farkına vardır. Yanına doğru otururken, hafifçe sallanan yatağın eşliğinde, bedenimizdeki havalanmadan daha fazla heyecanlandık. Bakışlarımı verdim, kalbimin sınırlarında. Kalbim senin sınırsızlığınla sınırlıyken bile. Elim solumda kalmıştı, elini işaret ederek konuştum; sessizce. “Yolumuz uzun” dedim. “Yolumuz uzun” dedin. “Sonsuza dek” dedim. “Sonsuza dek” dedin. Düşündük… Ağırdı yükümüz, düşlerimizin büyüklüğü karşısında. Güçlüydük ikimiz, verilecek mücadele anında. “Elimi çok sıkı tut” dedim. “Neden” dedin. “Kaybolmak istemiyorum” dedim. “Ben seni her zaman bulurum, ne kadar çok kaybolsan da” dedin. Huzur duyduk.
Gün, ışığın bütün renklerini solumak için ilerler zamanın koltuk altında. Zıpır çocuk çırpınışları, yaramaz şakaların öfke ile bıraktı eğlenme yüzleşmeleri. Hadi karnımızı doyuralım, çok acıkmış kalbin mutluluk yanları. M U T L U Y U M . Hayata hiç şaka yapmamış insanlarız ikimizde, bazen şakalaşsak bile. Yollar, köprüler, merdivenler inşa ederken yorulduk, dinlenmeyi hak ettik, yeniden yorulmak için kolları sıvadık, sessizce çalışmalara koyulduk. Nasılda terledik.
Elim elimde, hemen canı başımda yumuşak bir erime ile kaybolurken varlığında, kaybolurken varlığımda; YOK OLDUK var olmalara inat. Kaybolduk bulunamadık birbirimizde bile. Yakarken her halimizi, akarken her halimize, donarken her halimizle; TEK OLDUK. Bana adını sordun, sana adımı söyledim. “Beni öldürürlerse sen yaşamazsın” dedin. “Seni öldürdüklerinde yaşamın ne olduğunu hatırlamam” dedim. “Hemen ölelim” dedim. Hemen öldük; ÖLÜM olduk.
Başar Çulfaoğlu’ na ithafen yazılmıştır.